Marka Kanunu

Yutdışında Tescil Ettirilmiş Markaların Türkiye’de Kullanımı

Globalleşen dünyamızda markalaşmanın önemi her geçen gün artmaktadır. Teknolojik gelişimin hızla artması da göz önünde bulundurulduğunda markaların birbirlerini yakından takip etmesi kaçınılmazdır. Bu takibin taklide dönüşmemesi amacıyla uluslararsı arenada marka hakları korunmaktadır. Marka hakkına yönelik korumadan faydalanabilmek için markaların tescil ettirmesi gerekmektedir. Bu makale kapsamında; markanın tanımı, markanın yurtdışında tescili, markaya tecavüz halleri ve ilgili dava örnekleri ile markaya tecavüz hallerinde marka sahibinin hakları hususlarına değinilecektir. 

Marka; işletmelerin ürettikleri mal ya da hizmetlerin diğer işletmelerin ürettikleri mal ya da hizmetlerden ayırt etmek için kullanılan işaretlerdir. Başka bir deyişle marka, ürünün kendine has işaret, sayı, harf olarak bilinmesidir. 556 sayılı Markaların Korunması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname’deki (“KHK”) tanım ise şu şekildedir; marka, bir teşebbüsün mal veya hizmetlerini bir başka teşebbüsün mal veya hizmetlerinden ayırt etmeyi sağlaması koşuluyla, kişi adları dahil, özellikle sözcükler, şekiller, harfler, sayılar, malların biçimi veya ambalajları gibi çizimle görüntülenebilen veya benzer biçimde ifade edilebilen, baskı yoluyla yayınlanabilen ve çoğaltılabilen her türlü işaretleri içermektedir.

Marka Hakkının Elde Edilmesinde Tescil Koşulu

KHK uyarınca,  markadan doğan hakların savunulabilmesi için marka hakkının ülkemizde Türk Patent Enstitüsü nezdinde tescil ettirmeleri gerekmektedir. Markanın sağladığı haklar, üçüncü kişilere karşı marka tescilinin yayın tarihi itibariyle hüküm ifade edebilecektir. Şahıslar, markalarını yurtiçinde koruyabildikleri gibi yurtdışında da koruma hakkına sahiptirler. Özellikle ihracat yapacak şirketler markalarının yurtdışında bulunma riskine karşı uluslararası marka başvurusu yapmalıdırlar. Yurtdışı marka tesciline ilişkin olan Madrid Anlaşması, 1 Aralık 1995 tarihinde yürürlüğe girmiş ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti 01.01.1999 tarihi itibariyle uygulamaya dâhil olmuştur. Madrid Protokolü ile birlikte marka sahipleri, markalarını 77 ülkede tescil ettirme imkânı bulunmaktadır. Marka tescil başvuru işlemleri ve bildirimleri tek kaynak olan Dünya Fikri Haklar Örgütü (“WIPO”) tarafından yapılmaktadır. Bu noktada belirtmek gerekir ki, WIPO karar kurumu olmayıp sadece aracı kurumdur. Madrid Protokolü uyarınca yapılan marka tescil başvuruları 10 sene boyunca korunmakta olup süre bitiminde tek bir başvuru ile tescil yenilenebilmektedir. 

Diğer bir marka tescil yöntemi Avrupa Birliği Topluluk Markası tescili olup 02.04.1996 tarihinde yürürlüğe girmiştir. 27 Ülkenin dâhil olduğu Toplulukta, yapılan marka tescil başvurusuna karşı herhangi bir ülkenin reddi ile Topluluğa dâhil diğer ülkelerde reddetmiş sayılacağı için tavsiye edilen bir sistem olmamaktadır. Avrupa Topluluğu üyesi ülkeler Madrid Protokolüne de üye oldukları için Madrid Protokol tesciline gidilmesi Avrupa Topluluğu marka başvurusundaki tek bir ülkenin reddi ile tescil başvurusunun tüm Toplulukta reddedilmesi riskini de ortadan kaldırmış olacaktır. Diğer bir marka tescil sistemi de Afrika ülkelerinde markanın korunmasını sağlayan Oapi Union Tescili’dir.

Markaya Tecavüz Halleri ve Açılan Dava Örnekleri

Marka Hakkına tecavüz halleri KHK’nın 61. Maddesinde öngörülmektedir. Markaya tecavüz halleri; tescilli marka ile aynı olan herhangi bir işareti kullanmak, tescilli markanın kapsadığı mal ve hizmetlerine karşı karıştırılma ihtimali olan herhangi bir işareti kullanmak, tescilli markanın ayırt edici özelliğine zarar verebilecek nitelikte herhangi bir işareti kullanmak, markayı taklit etmek, tecavüz yoluyla kullanılan markayı taşıyan ürünleri satmak, dağıtmak, bir başka şekilde ticaret alanına çıkarmak, lisans yoluyla verilmiş hakları izinsiz genişletmek veya bu hakları üçüncü kişilere devir etmek, tecavüz fiillerini teşvik etmek ve yapılmasını kolaylaştırmak, taklit markayı taşıyan ürünün nereden alındığını ve nasıl sağlandığını bildirmekten kaçınmaktır.

Markaya tecavüz halleri ile ilgili davalardan bir tanesi 29.01.1999 tarihinde Yargıtay 11. Hukuk Dairesi tarafından karara bağlanmıştır. Belirtilen davada, Kore'de tescilli "Grin Nicci" marka ve logolu saatlerin distribütörü olan bir Türk firmasının, markayı "Grinicci" adı altında tescil ettirerek markaya Türk Malı “TM” ibaresini de ekleyerek piyasaya sürmüştür. Yargıtay 11 Hukuk Dairesi, "Grinicci" adı ve aynı logoyu kendi adına tescillinin ürünlerin aynı olması nedeniyle davacı markası ve logosu ile iltibas yarattığı, davalının "Türk Malı" ibaresi eklemesinin markaların ayırt ediciliğini sağlamaya yetmediği gerekçesiyle davalı markasının terkinine karar vermiştir.1

Yine 11. Hukuk Dairesi’nin 26.10.2000 tarihli başka bir kararında davacının markası, Türkiye'de normal tescilin dışında ayrıca “tanınmış marka” statülü olarak da tescilli bulunmaktadır. Buradaki “tanınmış marka”, “herkes tarafından bilinen marka”, “ünlü marka”, “dünya markası” olarak da adlandırabileceğimiz toplumda belli bir tanınmışlığa erişmiş markalar olarak ifade edilmektedir. Tanınmış markaların korunması Paris Sözleşmesi ve Ticaretle Bağlantılı Fikri Mülkiyet Anlaşması gibi uluslararası anlaşmalarla da güçlendirilmiştir. Davalının Türkiye'ye ithal yolu ile sokarak pazarladığı ürünlerde marka olarak kullanılan “V...” ibaresi ise, yurt dışında tescilli olup, Türkiye'de tescilli bulunmamaktadır. Bu durum karşısında davacının Türkiye'de tanınmış marka olarak tescilli markasının, mal ve hizmet sınırlamasına tabi olmaksızın, Türkiye'de tescilli bulunmayan markaya karşı korunması gerekir ve korumanın kapsamına, bu işareti taşıyan malların ithalini önleme hakkı da dâhildir. Tanınmış marka statüsündeki davacı markasının sınıf ayrımı gözetilmeksizin koruma altında olduğu, davalının V... markalı ofis malzemeleri pazarlamasının ve reklâm vasıtalarında kullanmasının haksız rekabet olduğuna karar verilmiştir.2

Marka Sahibinin Talepleri 

Marka hakkı tecavüze uğrayan marka sahibinin talepleri KHK’nin 62. maddesince düzenlenmiştir. Belirtilen madde uyarınca, marka sahibinin mahkemeden talep edebilecekleri şunlardır: 

Marka hakkına tecavüz fillerinin durdurulması;

Tecavüzün giderilmesi;

Maddi ve manevi zararın tazmini;

Marka hakkına tecavüzün üretiminde kullanılan cihazlara el konulması ve el konulan cihazların marka sahibine mülkiyet hakkının tanınması;

Marka hakkına tecavüzün devamını önlemek üzere tedbirlerin alınması; 

Marka hakkına tecavüz eden kişinin aleyhine verilen mahkeme kararının kamuya yayın yoluyla duyurulması.

Markaya Tecavüz Hallerinde Açılacak Ceza Davaları

Marka hakkına tecavüzden doğan ceza davaları KHK’nin 61/A maddesinde belirtilmiş olup 22.06.2004 tarih 5194 sayılı Kanun’un 16.maddesi ile değişikliğe uğramıştır.

Marka hakkı sahibi olarak belirtilmesi gereken kimlik bildirimini gerçeğe aykırı olarak yapanlar, marka koruması olan bir eşya veya ambalajı üzerine konulmuş marka koruması olduğunu belirten işareti yetkisi olmadan kaldıranlar, kendisini haksız olarak marka başvurusu veya marka hakkı sahibi olarak gösterenler hakkında, bir yıldan iki yıla kadar hapis cezasına veya ondörtmilyar liradan yirmiyedimilyar liraya kadar ağır para cezasına veya her ikisine hükmolunur.

Mevcut olmadığını veya üzerinde tasarruf yetkisi bulunmadığını bildiği veya bilmesi gerektiği halde bu KHK’nin devir, intikal, rehin ve haciz ile ilgili maddelerinde yazılı haklardan birini veya bu hakla ilgili lisansı başkasına devreden, veren, rehneden, bu haklarla ilgili herhangi bir tasarrufta bulunanlar ile korunan bir marka hakkının sahibi olmadığı veya koruma süresinin bittiği veya marka hakkının hükümsüzlüğü veya marka korunmasından doğan hakkının sona ermesi durumlarında; kendisinin veya başkasının imal ettiği veya satışa çıkardığı eşyaya veya ambalajlarına veya ticari evrakına veya ilanlarına, hukuken korunan bir marka hakkı ile ilgili olduğu kanısını uyandıracak şekilde işaretler koyan veya bu amaçla ilan ve reklamlarda, bu tarzda yazı, işaret veya ifadeleri kullananlar hakkında, iki yıldan üç yıla kadar hapis cezasına veya yirmiyedimilyar liradan kırkaltımilyar liraya kadar ağır para cezasına veya her ikisine hükmolunur.

Markaya tecavüz halleri başlığı altında açıklanan  fiillerden birini işleyenler hakkında, iki yıldan dört yıla kadar hapis cezasına veya yirmiyedimilyar liradan kırkaltımilyar liraya kadar ağır para cezasına veya her ikisine, ayrıca işyerlerinin bir yıldan az olmamak üzere kapatılmasına ve aynı süre ticaretten men edilmelerine hükmolunur.

KHK’nın 61/A-I (a) maddesindeki ağır para cezasının suç tarihine göre miktarları 5252 sayılı Kanunun 4.maddesi hükmüne göre, 5252 sayılı Kanunun yürürlüğe girdiği 1.6.2005 tarihinden itibaren verilen karalarda tekrar hesaplamaya tabi tutulmalıdır.3    

Sonuç olarak işletmeler yasal haklardan yararlanabilmeleri için markalarının haklarını koruma altına almalıdırlar. İşletmeler ürünlerini elde edebilmeleri için üretimde girdiden çıktıya ve Ar-Ge araştırmalarına harcadıkları zaman ve maliyetleri gözardı etmek mümkün değildir. Dur durak bilmeden ilerleyen teknolojide taklidinin zaman ve maliyet harcamadan kolaylıkla yapılmasını hangi işletme sahibi istemez ki?

Yargıtay 11. HD  E. 1998/5372  K. 1999/256    T. 29.01.1999

Yargıtay 11. HD  E. 2000/5199  K. 2000/8216  T. 26.10.2000

Meran Necati; Marka Hakları ve Korunması; Seçkin Yayıncılık A.Ş. Mayıs 2008, s. 409